22 Ocak 2021 Cuma

in time

Yönetmeni: Andrew Niccol
Ülke.          : ABD
Konu.         : Bilim kurgu
IMDb.         : 6.7/10

Vakit nakittir diyor ve "zaman-para" kavramları üzerinden insanlık medeniyetinin zaafını güzel özetliyor. İzleyiciyi bu bağlamda düşünmeye sevk ederken; kolumuzda dijital olarak bir saatimiz yok ama mutlak kaderimizdeki içsel saatin varlığını ünlüyor.. Ve hiçbir şekilde satın alamadığımız ve gün be gün tükettiğimiz zamanın havalesinde buluyoruz kendimizi.

Film de yer yer mantık hataları olsa da, güçlü olanların hep güçlü kalması ve güçsüz olanların ise zamanları tükendiğinde ölmesi bizi yüzyıllar öncesinden gelen bir insan içgüdüsünde uyandırıyor. Ve yüzümüze; nankör, acımasız yaratıklar olduğumuzu haykırıyor.

Savaş Tanrısı, Truman Show ve Terminal gibi yapımların da yönetmeni olan Andrew Niccol,  bilimkurgu/aksiyon kırması bu film ile yukarıdaki üçlüyü yalnız bırakmıştır. Ne ki felsefik olarak ele aldığı yüklemi fiillere feda etmiştir. Bence aksiyon sevenleri kucaklayan öznel bir zaman mütercimidir "in time".

26 Aralık 2020 Cumartesi

BİR BAŞKADIR


Yönetmen  : Berkun Oya
Senaryo.    : Berkun Oya
Başroller.   : Öykü Karayel
                      Funda Eryiğit
                      Fatih Artman
Dizi/Sezon: Netflix / 1
Bölüm        : 8

Konuş(ama)mak üzerine giriyoruz hikayemize ve herkesin herkese yalan atma ve veya mış gibi yapma istidadı ile devam ediyoruz hayalhanemize. Ayrı gibi olsak da ne kadar da bağlıyız aslında birbirimize. Bir başkadır, tam da bunu söylüyor bize. Bizim memleketimiz bir başkadır diyor incitmeyen bir dille.

Retrotik göndermeler, durağan objeler, vintage havaleler ve her bölümün noktalı virgülünü maziye koyan müzikleri ile enfes bir yolculuk.. Ve bu yolda; Tarkovski den, Woody Allen a ardından da Nuri Bilge Ceylan a rastlıyoruz. Ülkenin sosyolojisi üzerine memleketimden dokunaklı insan manzaraları ile bezeli bu yolculuk da.

Panaromik eleştiri bir başkadır. Senaryo, her iki mahalleyi de bile isteye bindirdiği 'aynı gemi' ile kırmadan itiraf ve intizar ettirip aynı kıyıya bırakıyor. Aynalı bir kıyıya !

Elinde çekiç olanlar her yerde çivi görürmüş kabilinden politize olmuş tüm beklentiler o çiviye fetiş maalesef. Bu zaafa düşen sanatı yakalayamaz, kendini bulamaz diyor 'Bir Başkadır'. Ara ara 'daha dur sen' deyip muhasebeye sevk ediyor sürekli seyir edeni. Hayatı siyaset üzerinden okuduğumuzda tehdit altında olduğumuzu haykırıyor yüzümüze. Velhasıl bu dizi, adrese teslim bize anlatıyor bizi. Hayranlıkla...

25 Aralık 2020 Cuma

interstellar / yıldızlararası

 

Yıl.              : 2014

Yönetmen : Chiristopher Nolan

Menşei.     : UK / USA

IMDb          : 8.6 / 10

 Ana tema şimdiki zaman için standart gelebilir. Ne ki aslında evrensel bir konu;  gittikçe yaşanmaz bir hale gelen Dünya da insanların yaşam koşulları ile mücadelesi ve uzayda da yeni dünyalar bulma endişesi. Fakat uzay karadelikler ve zaman kaymalarını bonkörce sunan müphem bir savaş yeridir aynı zamanda. Buna izafe edilen veya inşa edilen hem astrolojik hem empatik bir muhasebenin içerisindeyiz bu filmde.

 Kurgu, hikayenin çıkış yeri, teknik rasyoneliteler ve sevgi ile ilişkilendirilen film her türlü övgüyü hak ediyor kanımca. Lakin Amerikalılar her zaman ki gibi dünyayı kurtarma görevlerini yine yek başlarına üstlenmelerini saymaz isek. Salt subjektif söylem homojenize işlemiş ruhlarına.

 Film insan olmanın, evrenin bilinmezliği ve sevginin veya inancın gücü ile bağlantısını başarılı bir şekilde örüyor. Seyir edeni de zamanın ve mekanın dışına götürüyor.

 İnterstaller, her zamanın kurgusu. Yıllar sonrasının bile üstüne oturan şık bir yapıt. '2001 a space odyssey' gibi saygıyla anılacak bir film. Tavsiye mi ? Seyretmemek büyük kayıp.

22 Kasım 2020 Pazar

2001 A Space Odyssey / Bir Uzay Destanı

Yıl.              : 1968
Yönetmen : Stanley Kubrick
Yazar.        : Arthur C. Clarke
Menşei.     : UK / USA
IMDb          : 8.3/10

Film 1968 de insan medeniyetinin varoluşuna, ardından da uzayda bunu arayışına dair güçlü bir mefkure. Kaldı ki henüz insanoğlu aya ayak basmamış iken bunu tüm detayları ile vermek..(Zira üzerinden 50 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen hala Neil Armstrong’un aydaki görüntülerini Stanley Kubrick’in çektiğini iddia eden komplo teorisyenleri var. Sadece bu bile filmin teknik mükemmelliğinin kanıtı niteliğinde!) Sonra görüntülü telefon görüşmesini bilahare de yapay zekayı o zaman diliminde teşhir ve teşhis etmek..  Yapay zekayı, milyonlarca yıl önce varlığını sürdürebilmek için alet yapan homo sapiens in kendi yaptığı bir alet tarafından öldürülmüş olmasına yani savaşı başlatması ile ilintilemek. Savaş demişken; küresel su savaşları ve son yemekte suyun yine yer ile buluşması.. Veya bilincin bedenden ayrılıp yere yani evrene yayılmasını vurgulama edimi. Evrensel bilgiyi temsil eden dikilitaş ise insanı üst forma ulaştıran mutlak bilinç için felsefî bir imge veya mitolojik bir form ?
Alt metinlerinde gizli felsefi katmanları barındıran, subjektif deneyimler yaşatan olağanüstü bir film bu. Nietzsche, Strauss, Darvin ve Zerdüşt ü birlikte ikame ettiren Kubrick; tek bir anlamı olmayan içine girdikçe özünden uzaklaşılan bir girdaba eviriyor zihinleri. Anlama ve anlatma kifayetsiz zinhar bence ölmeden önce izlenmesi gereken filmlerden biri. Kült bir eser. Ne ki bu tezi Arthur C. Clarke’ın kendi sözleriyle bitirelim : "Eğer 2001'i tamamen anladıysanız biz başarısız olduk demektir. Cevapladığımızdan daha fazla soru yaratmak istedik.”


27 Haziran 2020 Cumartesi

Three colors: Blue

 Üç renk : Mavi

Yönetmen : Kryzsztov Kieslowski
Menşei.     : Fransa
Dil.             : Fransızca
Yıl.             : 1993

Acı veren hatıralardan, geçmişten, kaybedilen sevilenleri hatırlatan her şeyden uzaklaşarak tam anlamıyla özgürleşmenin mümkün olmadığına vurgu yapılan bir hikayedir bu film.

Özetini yönetmeni yazıyor filmin zaten, “Evrensel öyküler ve temalar anlatmak istiyorum, ama özel yaşamdan parçalarla.” Krzysztof Kieslowski




 

2 Mayıs 2020 Cumartesi

Wings of Desire

Arzunun Kanatları
Wings of Desire
Menşei.     : Batı Almanya
Dil.             : Almanca
Yıl              : 1987
Yönetmen : Wim Wenders
IMDb         : 8/10

Meleklerin ölümlülere gıpta ile baktığı bir anafikir ile başlıyor hikaye. Hissettiklerini hissetmek onları anlamak, dinlemek ve subjektif buhranları ile devam ediyor. Bu monochrome bir hayat çünkü. Sonsuz olmak 
fakat karşılığında hayatın kendisinden yoksun olmak. Veya insan olmak, varoluşa gelmek ve fakat bunun bedeli olarak yok oluşu kabul etmek.. Amma ve lakin meleğin biri diğerine “Halkın meydanında oturuyoruz, bizimle aynı düşünceyi taşıyan insanlarla” derken bir paradoksu da itiraf etmesi.

Meleklerin ve insanların ikili muhasebetik söylemleri, düşünceleri, itirafları ve bunu arasıra seyredene direkt temas ettirmesi filmi dinamik kılıyor ve empatik bir mecraya havale ediyor.

Alman yahudi filozof Walter Benjamin in “Tarih Üzerine Tezler” inden bir parçasını kütüphane sahnesine iliştiren Wim Wenders, kendi kendinin kurtarıcısı veya mesih beklentisi tercihine gönderme yapıyor.

Fakat benim favorim; yönetmenin, Amerikalı aktörün ”ben dostum” deyip meleği renkli dünyaya çekmesi müthiş akil bir eleştiri ve politik bir gönderme idi.

Aşkı da özgün bir dil ile ele alınması ayrıca alkışlanası..

"nasıl olur da
ben olan ben
ben olmadan önce var değildim
ve nasıl olur da
ben olan ben bir zaman sonra 
ben olmayacağım"

Wings of Desire / 1987

30 Nisan 2020 Perşembe

Stalker

İz Sürücü / Stalker
Yıl               : 1979
Yönetmen : Andrei Tarkovsky
Menşei      : Rusya
Dil              : Rusça
IMDb         : 8.3/10

Bir şairin oğlu olan Andrei Tarkovsky bu gezegene gelen nadir insanlardan. Sinemayı felsefenin, şiirin, varoluşun ve sanatın kutsal bir kitabı gibi ilmek ilmek işliyor.  Tarkovski için sanat, ideale yani maneviyata duyulan bir özlem. Eserleri ders değil nass adeta.

Stalker, metafizik bir şiir. Başka boyuttan seslenen bir metin. İçinde içimizdekileri okuduğumuz. Varoluşu ve yokoluşu sorgulayan bir yargıç. Anlaşılır gibi ama ürkütücü ve aynı zamanda gizemli. 

Stalker; iz sürücü, yazar ve profesörün üzerinden tüm insanlığın düşünce tarihine bir yolculuk. Umuda yolculuğu insanoğlunun. Kendi bölgesini bulmak için her türlü meşakkate katlanan, mücadeleyi göze alan ve büyüsüne hapsolunan o BÖLGEye yolculuğun. Tüm isteklerimizin ve hayallerimizi gerçekleşeceğine inandığımız kendi BÖLGEmize..

İz sürücü inançlı bir adamdır, bölgeye ve katma değerine sıkı sıkıya iman etmektedir. Lakin profesör ve yazara göre böyle bir yer gerçek değildir,  hiçbir kudreti ve gizemi de yoktur. Fakat yine de vaad edilen, dileklerin kabul olacağı o odaya gir(e)mezler. Bu arada Eduard Artemyev’in efsunlu müziği bizi her saniyesiyle BÖLGEnin büyüsüne bağlayan bir şuur. Ve yönetmen bizi kendi BÖLGEmizi bulmaya/yaratmaya sevk eden memur.

İdrakimizi kuşatan Stalker salt bir film değil. O tüm doku, detay ve imgeleri ile farklı metaforların içinde bölgemize yaptığımız düşsel bir yolculuk. Sisteme sepya/ monochrome bir gönderme. İz sürücülerin ve veya peygamberlerin klavuzluğu ancak bizi bölgemizde renklendirebilirin mistik bir sunumu. Stalker kült bir ders. Sosyoloji, felsefe ve din barındıran bir muhakeme. Ve Andrei Tarkovsky talipleri kendi bölgesinde ağırlayan bir simyacı. 
....
İnsan doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğündeyse katı ve duyarsız. Bir ağaç büyürken, yaşken yumuşak ve eğilip bükülebilir bir durumdadır; fakat kuruyup katılaştığında artık büyümez, ölür. Katılık ve güç, ölümün yoldaşıdır. Esneklik ve zayıflık ise varlığın tazeliğinin, hayat doluluğunun ifadesidir. Çünkü artık katılaşmış olan hiçbir zaman kazanmaz.
STALKER