2 Mayıs 2020 Cumartesi

Wings of Desire

Arzunun Kanatları
Wings of Desire
Menşei.     : Batı Almanya
Dil.             : Almanca
Yıl              : 1987
Yönetmen : Wim Wenders
IMDb         : 8/10

Meleklerin ölümlülere gıpta ile baktığı bir anafikir ile başlıyor hikaye. Hissettiklerini hissetmek onları anlamak, dinlemek ve subjektif buhranları ile devam ediyor. Bu monochrome bir hayat çünkü. Sonsuz olmak 
fakat karşılığında hayatın kendisinden yoksun olmak. Veya insan olmak, varoluşa gelmek ve fakat bunun bedeli olarak yok oluşu kabul etmek.. Amma ve lakin meleğin biri diğerine “Halkın meydanında oturuyoruz, bizimle aynı düşünceyi taşıyan insanlarla” derken bir paradoksu da itiraf etmesi.

Meleklerin ve insanların ikili muhasebetik söylemleri, düşünceleri, itirafları ve bunu arasıra seyredene direkt temas ettirmesi filmi dinamik kılıyor ve empatik bir mecraya havale ediyor.

Alman yahudi filozof Walter Benjamin in “Tarih Üzerine Tezler” inden bir parçasını kütüphane sahnesine iliştiren Wim Wenders, kendi kendinin kurtarıcısı veya mesih beklentisi tercihine gönderme yapıyor.

Fakat benim favorim; yönetmenin, Amerikalı aktörün ”ben dostum” deyip meleği renkli dünyaya çekmesi müthiş akil bir eleştiri ve politik bir gönderme idi.

Aşkı da özgün bir dil ile ele alınması ayrıca alkışlanası..

"nasıl olur da
ben olan ben
ben olmadan önce var değildim
ve nasıl olur da
ben olan ben bir zaman sonra 
ben olmayacağım"

Wings of Desire / 1987

30 Nisan 2020 Perşembe

Stalker

İz Sürücü / Stalker
Yıl               : 1979
Yönetmen : Andrei Tarkovsky
Menşei      : Rusya
Dil              : Rusça
IMDb         : 8.3/10

Bir şairin oğlu olan Andrei Tarkovsky bu gezegene gelen nadir insanlardan. Sinemayı felsefenin, şiirin, varoluşun ve sanatın kutsal bir kitabı gibi ilmek ilmek işliyor.  Tarkovski için sanat, ideale yani maneviyata duyulan bir özlem. Eserleri ders değil nass adeta.

Stalker, metafizik bir şiir. Başka boyuttan seslenen bir metin. İçinde içimizdekileri okuduğumuz. Varoluşu ve yokoluşu sorgulayan bir yargıç. Anlaşılır gibi ama ürkütücü ve aynı zamanda gizemli. 

Stalker; iz sürücü, yazar ve profesörün üzerinden tüm insanlığın düşünce tarihine bir yolculuk. Umuda yolculuğu insanoğlunun. Kendi bölgesini bulmak için her türlü meşakkate katlanan, mücadeleyi göze alan ve büyüsüne hapsolunan o BÖLGEye yolculuğun. Tüm isteklerimizin ve hayallerimizi gerçekleşeceğine inandığımız kendi BÖLGEmize..

İz sürücü inançlı bir adamdır, bölgeye ve katma değerine sıkı sıkıya iman etmektedir. Lakin profesör ve yazara göre böyle bir yer gerçek değildir,  hiçbir kudreti ve gizemi de yoktur. Fakat yine de vaad edilen, dileklerin kabul olacağı o odaya gir(e)mezler. Bu arada Eduard Artemyev’in efsunlu müziği bizi her saniyesiyle BÖLGEnin büyüsüne bağlayan bir şuur. Ve yönetmen bizi kendi BÖLGEmizi bulmaya/yaratmaya sevk eden memur.

İdrakimizi kuşatan Stalker salt bir film değil. O tüm doku, detay ve imgeleri ile farklı metaforların içinde bölgemize yaptığımız düşsel bir yolculuk. Sisteme sepya/ monochrome bir gönderme. İz sürücülerin ve veya peygamberlerin klavuzluğu ancak bizi bölgemizde renklendirebilirin mistik bir sunumu. Stalker kült bir ders. Sosyoloji, felsefe ve din barındıran bir muhakeme. Ve Andrei Tarkovsky talipleri kendi bölgesinde ağırlayan bir simyacı. 
....
İnsan doğduğunda zayıf ve esnektir, öldüğündeyse katı ve duyarsız. Bir ağaç büyürken, yaşken yumuşak ve eğilip bükülebilir bir durumdadır; fakat kuruyup katılaştığında artık büyümez, ölür. Katılık ve güç, ölümün yoldaşıdır. Esneklik ve zayıflık ise varlığın tazeliğinin, hayat doluluğunun ifadesidir. Çünkü artık katılaşmış olan hiçbir zaman kazanmaz.
STALKER

28 Nisan 2020 Salı

Ahlat Ağacı


Yönetmen : Nuri Bilge Ceylan
Menşei.     : Türkiye
Yıl.             : 2018
IMDb.        : 8.1/10

Ahlat, dalından koparıldıktan sonra yenmeyen, bir süre olgunlaşması beklenen meyve. 

Sinan ın hikayesi de aynen böyle.. Üniversiteden yeni mezun, özgüveni tavan,  idealist ve diktatör olsa memleketini bombalayacak kadar da anarşist bir delikanlı. Öğretmen olan babasının kumar bağımlılığını sorgulamadan eleştiren ve alalade suçlayan Sinan, annesini de evlenirken babasını yanlış seçim yapmakla itham ediyor. Sosyal çevresi ile de sorunlar yaşayan Sinan ın kafasındaki hedefi, o na göre kurtarıcısı; yazmakta olduğu kitabı bastırabilmek. İlegal çabası ve çatışmacı tavrı ile bastırdığı kitabının da ecza olmadığını, kapana kısılmışlığını ve ancak iç hesaplaşmalarla çıkış yolunu bulabileceğini anlıyor..

Ahlat Ağacı bir kitap okurcasına ilerliyor, bir kitap oluyor ve size sizi okuyor.! Politika, din, psikoloji ve sosyoloji içeren ciddi bir kitap, bir ders. Nuri Bilge Ceylan cesurca okuyor toplumu bu kitapta. Varoluşu tartıyor, nosyonu ve misyonu ile filmin akışkanlığını riske edebilecek kadar derdine aşık. Taş, köpek, kuyu gibi kutsal kitaplarda geçen sembolleri metaforik olarak giydiriyor bilinçaltımıza. Nuri Bilge Ceylan dramatik imgeleri çarpıcı olarak kullanabilen ve izleyiciyi de çarpabilen bir yönetmen. 

Ahlat Ağacı içimizde.. Kimi gölgesine, kimi meyvesine, kimi de gövdesine talip. Çarmıh yapmak için !





26 Nisan 2020 Pazar

Toprağın Tuzu

The Salt of the Earth
Yönetmen : Wim Wenders / Juliano Salgado
Yıl              : 2014
Tür             : Biyografi, Belgesel, Tarih
Menşei.     : Fransa, Brezilya
IMDb          : 8.5/10



Toprağın Tuzu evrendeki her canlı gibi enerjisini topraktan alan güçlü bir biyografik belgesel. Bize "türümüzün ne kadar tehlikeli olduğunu" suratımıza vuran kült bir yapım. Aklın parçalarını çıkarıp, çıkarına muadil sayana muhasebetik bir mahkeme.

Toprağın Tuzu nu izlemek için fotoğraf sanatına ilgi duymanıza gerek yok, insan olmanız kâfi. Zira Sebastiao Salgado'nun kronolojik bir şekilde işlendiği hayat hikayesi;  dünya kültürünü ve bu alanda ki sosyal etkilerini belgelendirip yaşadığımız gezegeni tüm çıplaklığıyla sunan bir başyapıt. 

Salgado sadece Brezilya' nın foto muhabiri değil çağımızın acı dolu hikayesini teşhis eden ve kendince bir tedavi geliştiren beynelmilel bir doktor. Veya fotoğrafları her ne kadar monochrome olsa da aslında o bir greenpeace mimarı. Gezegenin Sebastiao Salgado gibi bahçıvanlara çok ihtiyacı var..

" Yaratan' ın elinden çıkarken her şey güzelmiş, kime göre güzel? Evren bir hammadde deposu. Herşeyi biçimlendiren insan; güzel de iyi de insan icadı. Yalnız hilkatin atölyesinde çalışan, yani yeni bir dünya parçası, yeni bir düşünce, yeni bir terkip kuranların sayısı bir asırda üç-beş. Ötesi mevaşi. " 
Cemil Meriç
Bu Ülke / 219

24 Nisan 2020 Cuma

Benim naciz koleksiyonum

Tahsis edilen çağın rezerve edilen edilen locasında herkes cüzdanına bir şeyler biriktirmekle meşgul. Çok şükür benim de bir arşivim var. Acılarım, yaralarım ve kederlerim hep hazır kıta. Çil değil hiçbiri. El değmiş, göz değmiş, öz değmiş.. Üstelik vesile olanların da canına değmiş. O yüzdendir ki ben hayatı ıskalamakla meşhurum. Bayılırım mesela suya düşen düşlerimi izlemeye.
Kalbimin çatırdaması, bu gezegende dinlediğim en favori gruptur. Gözyaşlarım ilk sezonundan beri en çok izlenenlerde ! Baştacımdır başımda ki ağrılar. Uğradığım ihanetleri tasnif ettim, sol yanıma o kadar yakıştılar ki. Zaman bile bana ilaç olacağına inanmıyor artık..
Beklemekle evlendim sevenlerin umutsuzluk yeri olan dünyada. Hicran ve figan şahitlerim, tasa da nikah memurum oldu. Boynu bükük bir imza attım yer altına doğru.
Garantili yenilirim ben dünyaya. Mesela hüzün, bensiz çıkmaz yola. Yolda da hep mutsuzlar düşer payıma. Benzi sararmış tüm kelimeler dokunmadan geçemez bana. Köşeye sıkışan ve tehdit altında ne kadar duygu varsa yoldaşım oldu hep. Yormayan cümleler uğramaz kapıma. Teselli hiç girmedi, giremeyecek koynuma. Gölgem bile yorgundur, bırakmaz peşini karakoncoloslar.
Sığındığım hiç bir rüya kabul etmedi beni. Evdeki bulgurum bile kuşkulu. Ne kadar iyi niyetim varsa hepsini açığa aldılar. Sevgiye dair ne varsa içimde yağma oldu. Bundandır çocukluğumun nereye gittiğini bulamayışım.
Bir başım var; hani her cenazeden sonra sağ olsun denilen, onu da alıp gideyim diyorum dizlerimin feri yok. Tabiplere gitsem ilaç yok. Yaz gelse biri gelir kışa çevirir. Baharı arzulasam ayrılık yeşerir. Çekip vurayım desem bahtımı, tutukluk yapar. Şansımı arasam meşgul çalar. Huzur gelse, bulamaz beni evde. Kırılmakla bütün rekorları kırdı kalbim !
Biliyorum Gülhane Parkında ağaç olsam baykuşlar tüner dalıma. Ufalana ufalana eriyorum bu yollarda.
Katlanarak dünyaya sığmayan da benim, Çanakkale içinde vurulan da ben. Neyse tüm dertlerime hakkımı helal ediyorum. Ahirette de karşıma çıkmasınlar diye.

24.04.2020
9 uncu hematoloji koğuşu
yokmeydanı / sıkıysabul

23 Nisan 2020 Perşembe

Dedemin İnsanları

Menşei     : Türkiye
Yönetmen: Çağan Irmak
Yıl.             : 2011
IMDb.        : 8/10

Küçük bir Ege kasabasında yaşayan on yaşında bir çocuk ve dedesi aracılığıyla, bir ailenin ve bir ülkenin geçirdiği evrimi anlatıyor..

Hikaye ve veya dram Girit’ te yaşayan Türkler in bir sabah doğdukları bu topraklara ait olmadıklarını küfrederek söylemeleri ardından Türkiye’ ye sürülmeleri ile başlıyor. İzlerken, mübadeleye, öteki olmaya, nereye gidersen git bir yere ait olamamaya, iki yakaya, azınlığa, ihtilallere farklı bir pencereden bakıyoruz.

Zira film iki yakada iki parça. Mübadele ve ihtilaller. İki toplumsal mesele anlatısı.  Bir daha yaşamamak için herşeyi anlatan cesur gerçek bir hikaye. Mübadele çilesi, milliyetçilik mücadelesi, sürgün ve çocukluk.. Doyasıya drama.

Evet Çetin Tekindor her zaman ki gibi sinemamızın büyük emektarlarından, lokomotiflerinden biri. Dedemin İnsanları ndaki yegane özne o lakin Ozan ı oynayan çocuk karakter (Durukan Çelikkaya)  bence olağanüstü bir performans. Neşeyi hüzne galip getiren. Türkçe sözcüklerin yanına bazen Yunanca kelimelerin monte edilmesi ayrıca alkışlanası. Dedemin İnsanları, yaşamamış insanlara yaşanmış bir hikaye..

Ezcümle Çağan Irmak filmleri Türk Sinemasında; farklı yamaçlarda dinlenen, yaylaların havasını getiren, durulmayan debisi ile nefis bir ırmak.

22 Nisan 2020 Çarşamba

Şahsiyet

Şahsiyet / Persona
Dizi / Series

Menşei.    : Türkiye
Dili            : Türkçe
Senaryo.   : Hakan Günday
Yönetmen: Onur Saylak
Yıl              : 2018
IMDb         : 9.1/10

Unutmak mı, hep hatırda tutmak mı diye bir seçim olsaydı muhtemelen çoğunluk unutmaya verecektir oyunu. Zira unutmak fitridir, insanidir. Aslında iyileştirici yanı vardır unutmanın. Çünkü unutan yüklerinden kurtulur ve yoluna revan olur..

"Ne güzel olurdu değil mi yanlış bildiğimiz her şeyi unutsak sadece doğrular kalsa burada..” diyor Agâh Beyoğlu. Sonra muhakeme devam ediyor ve "Bütün hatıralarım, bütün hayatım, her şey silinip gidecek. Ben ne olacağım? Şahsiyetim ne olacak?" diyerek bir paradoksun içinde buluyor kendini.
Aynı hissiyatı adli tıpta ki polis de şu replikle katılıyor Agâh Bey e 
-"Şair demişki: Hayat hatıradır. Unutursan ölürsün !
 -"Kim demiş bunu, hangi şair ?"
 -"Unuttum !"
Fakat unutmakla hatırlamak arasında derin bir bağ vardır. Yer değiştirebilir bunlar zaman zaman. Kişi buna karar veremez kimi zaman. İnsanın yönlendiremediği güç vardır ve burada toplumsal hafıza devreye girer. Ne ki son demde polis Firuz itiraf ediyor bunu ;
"Sadece sen mi hastasın sanıyorsun? Bu ülkede herkes hasta. Bu ülkede her şey unutulur” sözleri ülke gündeminde bile her şeyin unutuluverdiğine vuruyor.

Sonra kasabanın aslında adalet arayan adamın evinin önünde toplandığı sahne Sivas’taki Madımak Oteline gönderilen akil ve alkışlanası bir metafor değil de nedir ? Ya gazeteci Ateş' in ismi ve başına gelenler; mesleğine gönül veren, sistemin şifresini çözen, istifa eden ve akıbetini Uğur Mumcu ile bir eden metafor ? Ve 1982 yılında çevrilen İffet' in Şahsiyet dizisi sayesinde otomobilin camına tacizcinin kafasını sıkıştırarak gaza basması da İffet’in yani Müjde Ar ın çektiklerinin intikamını alması değil mi ?
Şahsiyet bir çok mottosu olan bir özdeyiş aslında..
“Hayatını adalete adamak, öyle şahsi bir mesele değil. Bir Şahsiyet meselesidir !”
"Geçen doğum günümde yine bir dilek tuttum, çocuk gibi. Ne diledim biliyor musunuz? İyi bir insan olmayı !"
"Sakın bana ben de sevdim demeye kalkma. Seninki sevgi değil,hınç. Hınçla sevilmez!"
"Alzheimer çok ciddi bir hastalık. 
Benim gibi ciddi bir adama da öylesi yakışır zaten."
"Yalan söylemenin en kötü tarafı yalan söylediğini hatırlamaktır.."
""Vicdan denen şey bağırsak gibidir. Sen uyurken de çalışır."
...ve Nazım Hikmet in sanki dizi ile parsellenmiş;
"Başım köpük köpük bulut
İçim dışım deniz
Ben bir ceviz ağacıyım, Gülhane parkında
Budak budak, şerham şerham
İhtiyar bir ceviz
Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında" dizeleri muhasebetik bir tat katmış diziye..

Şahsiyet, toplumun kadınların omuzlarina bindirildiği ağır yükleri ne de güzel anlatmış.
Salt Reyhan ile değil, demokratik ve kolektif  tüm kadınlar ile kendi sorunlarını. Bir kelimenin potansiyel gücünün sosyolojik baskısı, lal olan dillerin bir kurşunla açılımı ve veya  günü gelince adalet arayışı.. (Deva’nın hiç konuşmayan kız arkadaşı Süveyda, kendisine ”o…” diyen delikanlıyı verdikleri partide babasının silahıyla vurması.)
Agâh Bey' in "Şimdi adalet ayrı hukuk ayrı.." ünlemesi, iki el silah sesinin imzası, Ateş bebek, bozulan televizyonun önündeki 'Hala ortağız, unutmadım !' bakışı sonrasında 1945 yılında Azeri bir türkü olarak literatüre giren ve sanki bizim mazlum Reyhanımıza atfedilen;
"Dağlar kızı reyhan reyhan reyhan 
Analar kuzusu reyhan reyhan 
Bir tanesin ay gız...  "
ile sonuca giden ve giderken bizi de götüren Şahsiyet, gerçekten şahsiyetli alkışlanası bir diziydi..



Şahsiyetini kazan ve faziletini kemale eriştir, zira sen cisminle değil ruhunla insansın.
İmam-ı Gazali

Şahsiyetinize bir şey katmayan her hareket, mutlaka şahsiyetinizden bir şey eksiltir.
Dale Carnegie