26 Ağustos 2019 Pazartesi

KEFERNAUM (2018) IMDb 8,5


  CAPERNAUM, İncil' de adı geçen lanetli şehir..
  CAPHARNAÜM, Fransızca da kaos ve veya karışıklık
  KEFERNAUM her ikisi ile de müsemma, münasip, müntesip 

  Lübnanlı kadın yönetmen Nadine Labaki tüm dünyayı uyandırıyor ve 'şükür müthiş bir şey!' diyor. Sonra yaraya işaret ediyor. Çocuk Zain' in veya muadillerinin bıraktığı yaraya. Mutsuzluğun kesin olduğu bir dünyaya.
  Bölgenin damarları mülteci sorunu, aile planlaması, çocuk gelinler, var olma telaşı gibi hep ölüme senkronize atıyor. Ne ki çocuk Zain, '' Dünya berbat bir yer, biz ötekilerin paspasıyız! '' derken hayatın kaç bucak olduğunu haykırıyor. Sonra hakim soruyor;
- Ailenden şikayetçi misin ?
- Şikayetçiyim..Yaşadığım için, beni dünyaya getirdikleri için !
- Peki bir isteğin var mı onlardan ?
- Artık çocuk yapmasınlar ! Yetişkinler lütfen beni dinleyin; yetiştiremeyecek olanlar çocuk yapmasınlar..
  Bu, çocuklara yaşanacak bir hayatın bırakılmadığının serzenişidir. Ama ne yazık ki yankısı hep kendilerine döner ve bu müphem hayat içinde el yordamıyla yollarını bulmaya çalışırlar. Coğrafyanın kaderi midir bu, belki..? Zira filmin bam teli, en güzel özetidir Zain in başka şehirde tanıştığı kendisinden iki yaş büyük bir kız ile diyaloğu;
-  Ülken senin olsun Zain, ben gidiyorum..
-  Nereye ?
-  İsveç e
-  Niye ?
-  Orada çocuklar eceli ile ölüyorlarmış !

  Ve son enstantane de vesikalık fotoğrafı için zorla gülümsetilen çocuk, gözleriyle; ''Mutlu görünüyor olabilirim ama buna inanma !'' diyor.. Bu kahredici ıssızlık, dünyanın her köşesini kaplayan işgalin sesidir. Faili meçhul bir işgalin !

22 Ağustos 2019 Perşembe

ÇERNOBİL Tv Series (2019) IMDb 9,7



 Bu gezegenin en tehlikeli enerji kaynağıdır yalan.. Tabii ki bunun en büyük ve en organize reaktörüdür insan. Menfaat çekirdeklerinin çarpışması sonucu oluşan bu toksik, bulduğu ilk füzyonda çoğalır. Ham madde sorunu olmadan her türlü meteorolojik şartlarda çalışır. Hem ucuzdur hem de santraller arası transferi oldukça basit. Bağımlılık yapar, radikal kararlar alınmazsa nesilden nesle etkileşimde bulunur. Emaneti ehline vermeme, bizdencilik, liyakat gasbı ve subjektif hukuk hepsi yalanın yegane akrabalarıdır. Ne var ki güvenilir ve sürdürülebilir değildir. Prof. Legasov un dediği gibi; '' Söylediğimiz her yalanla gerçeğe borçlanırız. Ve eninde sonunda o borç ödenir ! ''
  Diziye gelirsek, bana göre en güzel anekdot; Bakanın kömür madeni emekçileri tarafından kömüre döndürüldüğü andır. Ve '' İşte şimdi Kömür Bakanına benzedin..! '' eşitlemesi, hakem tarafından komünizm ve demokrasi aleyhine çalınan doğru düdüktür. Sonra Kgb / Sovyet iktidarının gerçekler veya doğrular için savaşanlara, '' Olmayacak bir şey için niye kaygılanıyorsun ki ? '' ihtarı ve bilim insanından rasyonel kapak: '' Bunu paramızın üzerine basmalı ! ''
  Çernobil ne yazık ki sırların ve yalanların üzerine kurulmuş bir göz yumma bil/işim evi.. O yüzdendir ki reaktör çekirdeğini patlatan fizik değil yalandır. Masum insanların, emekçilerin, evcil hayvanların ve toprağın katili ! Çernobil bilinmesi gereken bir bilim, kuşaktan kuşağa seyreltilmeden seyrettirilmesi gereken bir ünlemdir. Belki de bir ipucudur Çernobil; yatsı vakti ve mumuna veya gezegenin sonuna dair ? Belki de, '' Yalan Dünya '' mottosu yalan değildir !

19 Temmuz 2019 Cuma

DARKARANLIK / Tv Series (2017-) IMDb 8,7





O sizi bir tek canlı varlıktan yaratmış, ondan da eşini meydana getirmiştir; yine O her iki cinsten dört tür hayvanı sizin yararlanmanız için emre âmâde kılmıştır; O sizi de annelerinizin karınlarında ÜÇ KAT KARANLIĞIN göbeğinde birbirini izleyen yaratma aşamalarından geçirerek halk etmektedir.. İşte Rabbiniz olan Allah budur: mutlak hâkimiyet  O’na aittir: O’ ndan başka hiçbir ilah yoktur. Böyleyken, nasıl gerçeğe bunca mesafeli durabiliyorsunuz ? ZÜMER / 6

   Dark yani karanlıkla nerede ne zaman tanıştık meçhul fakat senaryoda Adam (Adem) daima başrolde ve Noah (Nuh) bu geminin kaptanı. Sonrakiler hep indi bindi yolcu. Ne ki geminin yolcularından olan Yunus peygamber karanlıkla tanışan ilklerden değil miydi ? Balığın karnındaki karanlıktan başka bir zamanın aydınlık sahiline çıkan. Bizim Jonas (Yunus) gibi !  
   Zamanların üstünde insanların olduğu lakin insanların üstünde zamanın olmadığı birer yolcuyuz şu alemde. Ve rahimler birer mağara belki de ? Dışarıda unutulanların içeri kapatılmayı, içeridekilerin de dışarıyı düşlediği ve/ya bunun  aynı şey olduğunu bile isteye hayatına dahil ettiği birer mağara. Ya mezarlar ?
   Dizi veya hayat Almanlara göre şu üç Alman filozofun direncidir. Betimlemesi mağaradaki her kapının logosunda karşılar bizi. Belki de bu senaryoyu '' Geçmiş, şu an ve gelecek arasında ki fark, inatçı bir illuzyondan ibarettir '' diyen  Albert Einstein , '' Bizler sırlarla dolu bir evrende bir rüyanın rüyasını görmekteyiz. Gerçekte bildiğimiz bir şey yoktur. Bildiğimizi sandığımız şey sadece olaylardır. O olaylar ki, bilmediğimiz bir objeyle asla bilemeyeceğimiz bir subjenin birbirlerine olan ilgisinden doğmuştur '' diyen İmmenuel Kant ve '' İnsan kendi kaderinin ve belirlemelerinin efendisidir. Ve dilenciden krala kadar tüm insanlar ahlaki dünyanın ustalarıdır '' diyen Wilhelm Friedrich Hegel yazmıştır yıllar önce ?  
   Bazı gizli bilgilerin veya yasaların yazıldığı Hermesin Zümrüt Levhasına gelelim; 33 yıl önceye değil MÖ.3000 e ! Kimdir Hermes ? Kur'an da İdris olarak geçmiş, mesajların ileticisi, peygamber.. İnsanlık, ilahi mesajları anlayabilsin diye rafine eden ve onları kesip biçen bir sembolik terzi. Ezoterik cemaatlerin önemsediği ve kadim Anadolu tarihinde 'ermiş/alim' diye adlandırılan Hermes. Sahi ne demişti bu levhanın 10 uncu ifadesinde ?  ''..ve Dünya böyle yaratıldı '' yani;  sic mundus ceatus est !
   Öyle bir taraftayız ki hangisini seçsek orada kalıyoruz, yani karşıda. Zaman her daim kanatlanayazan bir kuş. Belki de içimizde akan zaman değil mesafelerdir ?  Otomobilin arka camına yapışıp; ''etrafı amma tozuttum ha ! '' diyen birer sineğizdir belki de.?
   Dark yani yaşam kavranması zor fakat harcanması/seyir edilmesi en basit doğum ve ölüm arasındaki bir film. Karanlıktan başka bir karanlığa, sırdan başka bir sırra teslim oluş..

Mağarada onları uykuya daldırdık.. Sonra aralarında sorgulama yapmaları için kaldırdık. İçlerinden biri; 'Acaba burada ne kadar kalmışızdır ? diye sordu. Diğerleri; 'Bir gün veya çok daha az bir zaman kaldık.' dediler.. Kesin bir karar varamayınca, ' Mağarada ne kadar kaldığımızı yalnızca Rabbimiz bilir.' dediler. Oysa onlar mağarada üçyüz yıl kalmışlar buna dokuz yıl daha eklemişlerdi! KEHF / 11-19-25

Seyyah dediğin iyi seyir eder..



17 Aralık 2018 Pazartesi

La casa de papel / IMDb-8,6





SOYGUN VE VEYA HAYAT, İKİSİ DE PLANLANDIĞI GİBİ GİTMEZ !

 Onlarca yılın içinden, yüzlerce yankısı olan bir ses bu dizi. Senaristin ideali konuştukça gerçekleşiyor. Zira tercümesi ‘Kağıt Ev’ olan ‘La casa de papel’ bir şuuraltı çığlığı. Kapitalist argümanların yıkamayacağı, zemin etüdünün erbabına yaptırıldığı bir kağıt ev ama kağıttan değil !

 Kavgamızın evi, diyor yazan lisan-ı hali ile. Ve ekliyor; biz emeğe ve değere dostuz, sahteye düşman. Sermaye ve/ya kapital size tılsımlı bir saray bize kağıttan bir ev. Ne ki hedefimiz tahrip değil tanzim. Nitekim bakınız en ketum olanları bile aşkımız ve misyonumuzla manipüle ediyor, parçadan bütüne kal(ı)p edebiliyoruz.

 Parça derken sosyalizmi inşa eden bir puzzle dır kasıt. Bu imzasız mektubu okumak belki büyük bir teselli belki de subjektif bir meşruiyet ! 
Adım adım, latincesi  ''omnia in numeris sita sunt''  (her şey sayılarda gizlidir) mottosu ile girelim diziye..

12 gün / süren bir operasyon

12 sayısı yönetimsel bir tamlığı ve mükemmelliği ifade eder.  Çok anlamlı bir kurallar silsilesini oluşturur. Örneğin güne hükmü geçen güneş ya da geceyi yöneten ay ve yıldızların hareketleri on ikili düzene göre işlemektedirler. Gece 12 saat, gündüz de 12 saat. ‘İsrailoğulları’, Yakup’un 12 oğlunun soyundan gelenlere verilen isimdir. İsa’ nın 12 Havarisi vardır. Zodyak kuşağı da 12 takımyıldız, yani 12 burçtur. Çin astrolojisinde de 12 hayvan vardır ve ego yoktur, kaosa teslim olmak ve yaratıcı kaynakla bütünleşmek vardır. 1917 yılı, Rusya; Mart ın 12 sinde ‘ekmek ve barış’  sloganıyla sokağa çıkılmış ve sosyalizmin temeli atılmıştır !

8 kişi / içerideki faal katman

Çok yönlü bir sayı sekiz. Tanrı katını temsil eden sekiz, güç ve mükemmelleşmeye işaret eder. Sonsuzluk, sağlamlık ve direnç demektir.

9 kişi / dışarıdaki beyin (profesör) ile birlikte

Pek çok anlayışa göre 9 yeniden doğuşu sembolize eder. Bilgeliği, ahlaki değerleri, tamam olmayı ve bitirmeyi kapsar. Tek haneli sayıların en büyüğü olan dokuz, her sonun olduğu yerde başlangıcın da olması gerekliliğini temsil eder.

DALİ / mask : Döneminde kuralları yıkan, aykırı, muhalif ve sistemin dayatmalarına karşı gelen ressam. Maskeler bu aykırılığı haykırıyor..

KIRMIZI TULUMLAR : Sosyalist yoldaşların kızıl bayrağı ve birlikte mücadeleleri..

DARPHANE, POLİSLER VE SİSTEM : Her şeyi hatta ahlakı bile belirleyen kapitalizmin sembolleri.. ( Bu arada spoiler vermeden durmak olmaz :) ) İzlediğinizi sandığınızın derin anlamları olan bir buz dağı ‘La casa de papel’ hayat gibi ! İspanya da geçen dizideki kapitalist tarafın kullandığı tüm otomobiller Fransız ( Peugeot ve Citroen ) mesela. Tek milli ki o da bizimkilerin (!) kullandığı eski bir İspanyol Seat. Berlin in ölüm sahnesinde sosyalist mücadele geleneği olarak, el ele ve ‘birlikte direneceğiz !’ sözü.. Daha onlarca detay ve hikayenin sonu; Raquel in Profesörü Buda heykelinin sol yanında, şarj ararken bulması !


TOKYO : II. Dünya Savaşında başına buyruk bir ülke Japonya. Tam da Tokyo gibi.. Hatta dizide Moskova, Tokyo ya ; ‘Ardında tam bir felaket bırakıyorsun !’ derken bu yıllar önceki Pearl Harbour a bir işaret olmasın ?

BERLİN : 1936 Nazizm ideolojisinin ve despotluğunun hakim olduğu Berlin. Yani bizim empozist Berlin.

RİO : Savaşa asker gönderse de savaşın belirleyici tarafı ol(a)mayan Brezilya. Tarafı olmayan ama sürece dahil, yani Rio.

MOSKOVA ve DENVER: Normandiya  çıkarmasında (1944) ABD ve SSCB Almanya ya karşı ittifak halindeydi.. Dizi de Moskova ve Denver ın gizli iş çevirmesi !?

OSLO ve HELSİNKİ : Yani Norveç ve Finlandiya; II. Dünya Savaşında stratejik nedenlerle işgale uğramış ülkeler. Savaşta ilk düşen ülke Norveç (1939). Dizide de Oslo ! Akabinde Fin-Sovyet Savaşı (1940) Finlandiya işgal ediliyor..

NAİROBİ : Kenya, II. Dünya Savaşı sonrası 1956 yılında isyan, muhalif gruplarda artış, bilinçlenen topluluklar ve reform talepleri.. Bir an önce savaşın bitmesini arzulayan Kenya. Tam da tek derdi soygunun sorunsuzca bitmesi olan bizim Nairobi !

PROFESÖR : Bilimsel, rasyonalitik bakış açısını temsil eder. Sabıka kaydı olmayan bir beyin. Kimsenin parasını çalmayacak, kan akıtmayacak, halkın itibarını kazanacak, kendi deyimiyle ‘Robin Hood’ olacak.. Çünkü Robin Hood toplumdaki eşitsizliğe dur diyen ve zenginden alıp fakire pay eden ilk sosyolist. (Adaleti bozmuş mudur, ahlaksızlık mıdır bu paylaşım tartışılagider..)

Müfettiş Raquel’ e izah tercümesi ; Avrupa Merkez Bankası 2011 de 171 Milyar Euro, 2012 de 185 Milyar Euro, 2013 te 145 Milyar Euro darphaneden doğrudan en zenginlere/bankalara gitti ve onlar buna nakit akışı dedi ! Ve Raquel’ e (aslında izleyenin bilinçaltına) soygunun kaderini değiştiren soruyu sordu profesör; Asıl hırsız kim ? Emeğiyle geçinen halkı soyan devletler, bankalar mı yoksa darphaneye girip kendi paralarını basan Dali maskeli yoldaşlar mı ?

 

..ve Bella Ciao !

Toplumsal bir ütopya ile realite arasına kurulan köprüdür bu şarkı. Kwai köprüsü ! 'Hoşça kal güzelim' anlamına gelen 'çav bella' , II. Dünya Savaşında

önce İtalya da Mussolini sonra da Alman işgalcilere karşı mücadele veren İtalyan direnişçiler tarafından eşlerine söylenmiş bir şarkıdır. Direnişin sembolü haline gelen şarkı, kısa süre sonra tüm İtalyan partizanların şarkısı haline geldi. Öyle ki, savaştan sonra SSCB şarkıyı Kızıl Ordu marşı haline getirdi. Böylece devrim marşı olan ‘bella ciao’ dizide de tarihte olduğu gibi, misyonunu başarı ile yerine getiren sosyodramatik bir yapı taşıdır.

 

 Velhasılı dizi; kapitalizmle komünizmin uçuruma açılan iki yolunun tashihi. Biri kumarhane, biri mahpushane !

2 Aralık 2018 Pazar

2019 The Econo'mist-ik !

Bu bir manifesto ve veya ezoterik bilincin deşifrasyonu.. 
  Artık evrene format atma zamanı geldi, diyor derin dünyanın mütecaviz devleri. Bize kadar, bizim tayin ettiğimiz adaletle (eldeki terazi), ferdan ferda zerk ettiğimiz dijitalle (eldeki mobil telefon),  bilumum zahiri oyunlarla (top) ve eldeki kenevirle bütün dünyanın emperyal tedarikçisiyiz. 
  Tüm portrelerin yönünün tersine olan; Donald Trump bizim tayin ettiğimiz ölçülerde ve bizcileyindir. Fil ki; feng shui felsefesinde uğur, ekonomik güç ve uzun sağlıklı ömür demektir. Ejderha/Dinozor; enerjiyi, tedaviyi, erki ve muktediriyatı temsil eder. Niye feng shui ? Alternatif dinin, yani Budizm in kutsalı ! Ve yine tank, uydudan kontrol edebilecek savaş gücüne ve bu bağlamdaki monarşiye..
  Dünyanın tepesindeki ters istikamete bakan  (ki bunlar bizden değil, zıttımızla kaimdir) Panda; Çin i, Putin ve yandaşlarının Pinokyo yani yalan olduğu, olacağını.. Tam karşılarında, göğsünde aşikar bayrağı ile bir Bulldog yani İngiltere. Ve ortalarındaki mahşerin dört atlısı (tarihin sonuna atfen) ile içinizdeyiz mesajı ! İçi derken belki de  Da Vinci den (2019 ölümünün 500.yılı) esinlenerek (ki o yüzden yazılar tersten) insanlığa ait  tüm kodları -Leylek sembolü ile- transfer edecek şebekeye sahibiz selektörü. Yadsınamaz katkısı; Bulldog un altındaki Gandhi yani Hindistan dan. Hani bizim bile isteye ilkel bıraktığımız ama beyin gücünü ithal ettiğimiz, siber devrimi sipariş ettiğimiz Hindistan. 
  Dünyanın aşağısında ki Nijerya bayraklı seçim sandığı yani Güney Afrika koltuğumuzun altında ! Nasıl mı ? Diğer koltuğumuzun altındaki  güncelleştirilmiş Mona Lisa / Angelina Jolie nin humanist yardımları ve göç manipülasyonu sayesinde.
  Tam da Akdeniz ve Arap Yarımadasının üzerine enjekte edilen Elektrikli Araç, tehditkar kumpasın ve dijitalize uygarlığın globalitik sembolü olmasın ? 
  Agnostik açılımlar ve derin ezoterist yapının manipülatif istifrası belki de bu kapak ? İtirafı, ihtirası, insan medeniyetinin iliklerine işlemiş EGOnomik iltisakı belki de ?
  Amma ve lakin daima tuzak kuranların en hayırlısı söyler son sözü !
"....Rabbiniz tarafından indirilen sözler onları kibirli ve küstah yapmıştır.  Biz onların içine Kıyamet e kadar sürecek kin ve düşmanlık tohumları saldık. Ne zaman savaş ateşini körükleseler, Allah o ateşi söndürür. Onlar daima yeryüzünde bozgunculuk ve anarşi için koştururlar. Allah bozguncuları sevmez. ''  Maide / 64

29 Kasım 2018 Perşembe

MÜSLÜMbaba

 Ömürler birer rüya.. Her ne kadar cismaniyet tezahür etse de aslında bir ruhi s/açılma. Bugün hepimizin önünden geçen güzellikler kamufule olduğu için mi, yoksa bakamadığımız için mi görünmez bize ? Zaten filmin antresinde karşılıyor bizi ''Bülbül oldum firdevs bağında öttüm / Bir zaman gül için zara düş oldum'' diye Haydar türküsü. Sonra ara ara girip ''Yunus Emre Divanı'' tamir ediyor gözlerimizi, ama görene.
 Beyaz havluların akışkanlığında kardeşi ile kaderini kurgulayan yönetmen/ler; akşama travmayı standart, sevgiyi opsiyonel kılarak Müslüm' ün psiko-sosyolojik yapısı hakkında önsözü söylüyor. Filmin hiç bir yerinde neden-niçinine rastlayamadığımız göbek adı ''baba'' yı, baba Turgut Tunçalp nefretimizi celb ederek, şeceresini yazıyor hafsalamıza. Ayça Bingöl' ün temelini attığı Müslüm' ün, yine bir kadın mimar Zerrin Tekindor çatısını inşa ediyor. Altyapı Şahin Kendirci de ! Sevda yüklü kervanların sahibi; fedakar, mütevazi ve yükün hakkını veren Timuçin Esen. Ne ki hikmeti ondan öğrenen Müslüm' ün başına gelen en güzel şey, bu yapının arsasını hibe eden; Limoncu Ali / Erkan Can. Hep alkışlanası...
 Sonra sahne ile kuşatılıyoruz.. Trajedi yerini basamaklara bırakırken kopukluklar, soru işaretleri dahil oluyor vizöre. Dar açı portreler ve sürekli değişken bakınmalarla odaklanmayı örseliyor. Ve başka figürlere yer verilmiyor, sanki eksik/subjektif değerlendirilmiş veya aceleye gelmiş Müslüm. Hadi bu bağlamda ''Ray'' bir başyapıt ama keşke yapımcılar country müzik yapan Johnny Cash’in hayatını sergileyen ''Walk The Line'' ı irdeleselerdi ? Belki  o zaman Müslümcüleri dinler, ve anla(t)maya çabalarlardı ?
 “Ne karaymış şu alnımın yazısı“ diye başlayan filmi ve hayat hikayesini, Muhterem Nur aydınlatıyor. Ne yazık ki Müslüm' ün yaralandığı yerden geçen destansı aşkta hızlıca evriliyor filmde. Bir de kaybolmak istediğimiz, yelkenimize rüzgar olsun diye geldiğimiz sesi vardı babanın..? Hani d/okunmayan kulaklarımıza ! Buradaymış ve adres sormuyormuş gibi.. Velhasılı aradıklarımız bulduklarımızı hep yendi!
 Müslüm Baba sosyolojik bir mevzuu. Zira trajedisi, kitlesi, türküleri, seveni ve sev(e)meyeni ile ciddi bir ders. Psikolojik bir ihtiyaç belki de ? İnanarak ve yaşayarak okuyup bunu dinleyene  bulaştıran kaç kişi var şimdilerde ? Gönülde açmayan çiçeğin solacağını söyleyen Müslüm Gürses in ruhu şad olsun..


27 Kasım 2018 Salı

WESTWORLD / IMDb-9,0


Tüfek icat oldu mertlik bozuldu veya ütopya da distopik enflasyon..


 Sanatsal  bir hazzı bile makinelere terk eden insanoğlunun hikayesi  19. yüzyılda otomatik bir piyano ile başlamış. Dizide her ne kadar Anthony Hopkins başrolde olsa da gizli özne daima yapay zekanın atası olan otomatik/mekanik piyanodur. Belki de tınısı kıyametin girizgah notalarıdır? Zira insan, sonunu kendi eliyle inşa ediyor. Ne ki ön camımızda ki hayvanatın kan izleri bunun yegane destekçisi değil mi? Fabrikalar açıldığında emekçiler kazanacak denildi ve fakat olmadı, işçiler işsiz kaldı. Galiba teknoloji de ilerlerken insanlıkta geri kaldık..? Evet kıyamet kopacak ve bunu insandan başkası başaramayacak !


 Westworld tam da burası, bu dünya belki de? Host yani ev sahibi olan bizler, gerçek miyiz? Bize söylenen bir sonraki hamleyi yapmak için hazırda mı bekliyoruz? Veya bu sahnede bir piyanoyuz piyanistin elinde mekanik sesler çıkartan?  Ama şunu görüyoruz ki acı, biz hostlar için hep bir basamak. Zira bilinci dürtüp kendine getiriyor ve bize insan olmanın sermayesinin meşakkat olduğunu anlatıyor.. Çünkü aşkta, inançta acıyla kabil.

 Dizide ki motto; ''Şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulur'' alelade bir seçim değil.  Nitekim hırs, hedefe ve şiddete gebe. Bu da ütopik hafızamızda kurduğumuz ülkenin distopik itirafına dönüşüyor. Kısır döngüsel izdüşümün imzasını atıyoruz sürekli. Özgürlük talebimiz cehennemimiz olacak bu gidişle.  Lakin insanoğlunun sıfır hata(!) ile ürettiği yapay zekanın, insanın bu dünyaya zarar veren bir tür olduğunu kanaat getirmesinden anlıyoruz ki;  insan, kendinden daha korkunç bir şey üretemez! Kapalı döngüler, çıkmaz sokaklar ve korkunçluğunun sınırı olmayan insanoğluna atfen Teddy nin Dolores e muhasebetik vasiyeti ; Onlar kadar kötü olacaksak yaşamanın ne manası var ?

 Mesele bu sahnede soru sormaktan, tercih yapmaktan sakınmadan yani robotlaşmadan senariste ve taksimatına sadık kalmak yani hakikatten yana taraf olmak. Yalnız kalmayı göze almak. Velhasılı, sofistike bir yolcu olan insanın özü özgürlükmüş. Özgürlük ise bir armağan değil zincirlerimizden kurtulmak için vermemiz gereken bir mücadele imiş. Bırakalım son noktayı William Shakespeare koysun: ''Pırlantaların en değerlisini içimde taşıyorum, o da vicdanımdır.''