27 Temmuz 2023 Perşembe

IN THE MOOD FOR LOVE

AŞK ZAMANI
2000
8.2/10
Dram/Romantik
Hong Kong 
Wong Kar-wai 

In the Mood For Love filmden öte bir şiir. Kâh sıcaktan üşüten kâh soğuktan terleten bir şiir.
Her şeyi ve herkesi geride bırakan bir son söz. En  önce geleceği!

Müzikleri siperden kalkan bir ceylan. İki aşığın  ayaklarına vurulan zincir. Seyir edeni de bu mahkumiyete davet eden bir çağrı. Bile isteye katıldığımız.

Ne ki uzun yürüyüş sekansları uzun uzun deriyor bizi. Başların omuzlara teslim edilişi, masal tadında hem yön ve renk kontrastları hem de ortak noktaların kucaklaşması.

Ve final; 12. yüzyılda Kral II. Suryavarman tarafından Kamboçya’da inşa edilen bir tapınak da geçiyor. Kimselere anlatamadığı aşkını tapınağa ve veya Tanrı ya arz eden bir aşık izliyoruz aynı ritim ve aynı dinginlikte.. Aşklarını susarak yaşarken bizi bu sessizliğe müptela eden bir hikâye bu. Kalbimizin yerini yadırgadığı bir incinme belki de ?

17 Temmuz 2023 Pazartesi

Siyah Venüs



Hottentot Venüsü
2010
Fransa/Belçika 

Sarah ın hikâyesi tarihin en barbar en zalim hikayelerinden biri. Fransız ihtilâli ile aynı dönemde 1789 yılında dünyaya gelen Sarah Baartman ın suçu Güney Afrika da bir kabile de doğmak, geniş kalçalara ve büyük bir cinsel organa sahip olmak. Keşfedilişi, Avrupa ya götürülüp vahşi hayvanlar gibi sergilenişi, üzerinden para ve ün kazanımı ki yetmezmiş gibi ölümünün ardından cesedinin bile sömürülmesinden kurtulamamış bir kadın. Veya beyaz(!), medeni(!) oryantalist Avrupalıların örselediği kadın. Tarihin limanına sığmayan ağır bir yük. Sağır ve dilsiz bir ayna. Seyredenlerin kaybolduğu..

İleri Avrupa ki bu zavallı kadının uzuvlarını 1974 e kadar sergilemiştir. Ta ki 2003 te Mandela'nın girişimleri sonuç vermiş ve Sarah Baartman ülkesinde toprağa verilmiştir. Kuru bir Fransız özrü ile birlikte !

Siyah Venüs ırkçılığı ve faşizmi bir kadın üzerine boca eden gerçek hikaye. Empatik muhasebeye sevk eden bir yapım. Sert bir tokat insanoğluna. S'özü yoran..

Anaokul Öğretmeni

The Kindergarten Teacher
2018
Yönetmen ve Senarist:
Sara Colangelo 

Ahirzaman şairi ve veya dahisi Jimmy nin klostrofobik hikayesi.. Aşktan ve Tanrı’dan bahseden, boyunu aşan büyük kelimelerle yazıyor şiirlerini Jimmy öte âlemden aldığı ilhamla. Daha doğrusu henüz yazmayı bilmediği için söze döküyor.. Ne ki Jimmy’nin yanında söylediklerine devamlı kulak kabartıp şiirlerini kâğıda geçirecek birinin bulunması şart. Aksi takdirde şiirleri kaybolup gitmeye mahkûm. Kim bilir nice şiirin bu nedenle heba olduğunu düşünmek kahrediyor öğretmeni Lisa’yı.  Fakat Lisa derdini ne Jimmy’nin aktris olma hayalleri kuran bakıcısına ne de ailesine vakit ayıramayacak kadar işiyle meşgul babasına anlatabiliyor. Jimmy deki istidadın  kimse farkında da değil umurunda da. Lisa bu durumu kendi üzerinden taşere etmeye çalışsa da Jimmy nin beyzbol oyuncusu olmasını şairlikten daha evla gören toplum Lisa yı aforoz eder. Lisa’nın Jimmy’ye “birkaç yıl sonra sen de benim gibi bir gölgeye dönüşeceksin” demesi itiraftan çok bir sosyolojik bir intizardır. Nihayetinde film Lisa’nın haklı çıkacağını ima eden bir sahneyle sona eriyor. Zira Lisa yanında olmayınca Jimmy “aklıma bir şiir geldi” dediğinde artık ona kulak verecek kimseyi bulamıyor ve evrensel birer imgelem olan isimler sosyal devinime bulanıyor. 
Anaokul Öğretmeni koparılmış parçaları birleştirmenin ve talep ettiğimiz uzakların peşinde. Bir de asimile olup giden kabiliyetlerin. Ağır, sert ve sarsıcı bir takip bu. İzleyene değil yaşayana !


5 Temmuz 2023 Çarşamba

Dünyanın Tüm Sabahları

Orijinal İsmi: Tous Les Matins Du Monde
Vizyon Tarihi: 18 Aralık 1991
Süre: 114dk
Tür: Dram, Müzikal, Romantik, Tarih
Yönetmen: Alain Corneau
Senarist: Alain Corneau , Pascal QuignardYapımı: 1991 - Fransa 


 Evet göz ile oynanan ama öz ile çekilen kült bir film; "Dünyanın tüm sabahları geri dönüşsüzdür !" Ne ki büyük bir pişmanlık içinde ustasının kapısını bir gün tekrar çalar talip. Ondan son bir ders daha rica eder. Hocası “İlk ders desek nasıl olur?" der. “Bu iş zordur, müzik en kısa deyişle, sözle ifade edemediklerinizi dile getirmeniz içindir." Sanatın ne'liği"nin tartışıldığı büyük bir filmdir bu, ne ki;   "Bu anlamda insana özgü değildir. Öyleyse kral için yapılmadığını da anlamış olmalısınız” diye hitabete devam eder. Ona ilk ve son dersini bir daha verir. Film de tam olarak burada başlar ve biter.. Aşka ve adanmışlığa dair güçlü bir fedakarlık dersi. İcazetnamesi her zaman ki gibi felsefenin elinden.
Bu hem ısıran hem ısıtan hem de ışıtan bir film. Filmden ötesi hatta, bir hakikat !
Kült ve kadim.

23 Nisan 2023 Pazar

PK

peekay
P.K
2014
Amir Khan 
Hindistan

Başka bir galaksiden geldik ve bizi getireni arıyoruz.. Bunun için bizden önce gelenlere sorular soruyor, onlardan kopyalar çekiyoruz. Kâh elbiseler, kâh sıfatlar, kâh apoletler ile sürüyor bu arayış. Sonra dile takılıyor; hangi dili anladığını öğrenmeye çalışıyoruz, dinlerin arasında. Olmuyor, el broşürü bastırıp arıyoruz her yerde. Bakıyoruz her dinde bir ritüel var. Demek ki uslüp bu deyip hepsini yerine getiriyoruz. Yine olmuyor. Hal böyle olunca anlıyor ve onunla yani insanların adlandırdığınca Tanrı ile  aramızdaki iletişimin çökertildiğine inanıyoruz. 
Aydınlanıyor ve şöyle diyoruz birden: “Herkes yanlış numarayı çeviriyor !” Tanrı uzakta değil, Tanrı birilerinin değil, Tanrı herkesin. Ancak bu gezegende ki umut tacirleri insanları bölmeyi ve koyun sürüsü gibi yönetmeyi öylesine becermişlerdi ki kimse doğru numarayı çeviremiyor, çevirmelerine izin vermiyorlardı. Hatta kimse doğru numarayı aramıyordu bile. Bir yanlış numara yetmişti insanların sorgulamasına.. Tabi ki umut tacirlerinin dikkatini çekiyoruz. Çapraz sorguya alıyor mahalleler bizi.
Tüm mesele basit ancak etkili soruyu sorabilmekti galiba ki soruyoruz yüzlerine “Hangi Tanrı`ya inanacağız ?” Çünkü O hangi dinin Tanrı 'sı değil. Her yerde ve her zamanda olan tek Tanrı. Ne var ki arayışımız içinde gördük ki bu gezegende iki Tanrı var.. Biri bizleri yaratan diğeri ise bizlerin yarattığı Tanrı!. Bizleri yaratan Tanrı`nın korunmaya ihtiyacı yoktu; süte, yemeğe, paraya, tapınağa, çaputlara, suya ihtiyacı yoktu. Tam tersine onu korumaya çalışanlar yalnızca bölünüyor sonra da yok oluyorlardı, yok ediyorlardı.. Yaratılan Tanrı ise yardıma muhtaç, riyakar, yalancı ve korkunç bir Tanrı idi. Ve bu Tanrı(lar) insanları bölmekten başka bir işe yaramıyordu.  Bu farklılık da insanların ölmesine neden olan en tehlikeli yanlış numaraydı aslında.
Hiç kimse bir dine mensup olduğuna dair işaretlerle bu gezegene gelmiyordu. Bunu herkes sonradan seçmişti. Ve veya buna maruz bırakılmıştı. İnsanoğlu bir paradoks gibi evvelden beri buna takılıp kalmıştı..

İşte PK en temiz en saf halimiz aslında. Bagajımızdaki yükleri boşaltmadan göremiyor veya bulamıyoruz. İçimizdeki Tanrıyı.



1899

1899
Dizi
Almanya / 2022

”Beyin göklerden daha uçsuz bucaksızdır. Yan yana koyacak olsak, biri diğerini kolayca içine alır, hatta bir de seni. Beyin, denizlerden daha derindir. İki maviliği karşılaştırsak, biri diğerini içine çekebilir. Süngerin çektiği bir kova su gibi.”

1899 felsefefi bir anafor. Gerçeklerden bihaber olduğumuzu, sadece görmek istediklerimizi gördüğümüzü ve zihnimizin kısıtlamalarına hapsolduğumuzu yüzümüze haykıran bir mesaj. Yapmamız gerekenin; bakış açımızı değiştirmemiz gerektiği reçetesini veren bir imla.

Ne ki Platon’un Mağara Alegorisinden bahsederken Daniel durumu Maura’ya ve veya bize şöyle tasdikler: ”Duvara yansıyan gölgeleri izleyip gerçek olduklarını düşünüyorsun, ama geriye dönüp baksan, o gölgeleri yaratan şeyleri, asıl gerçek olan şeyleri göreceksin. Unuttun. Neyin gerçek olduğunu unuttun. Hatırlamak zorundasın. Uyanmak zorundasın, yoksa uğrunda uyanacak bir şey kalmayacak ve bilincin sonsuza dek buraya hapsolacak.” 

1899 bu mülahazaların eşliğinde tahmin edileceği üzere metaforlarla dolu bir toprak, ayağı yere basmayan. Zira finalini aşağıdaki bir yığın soruyu kucağımıza bırakarak yapıyor !
Tanrı gerçekliğimizin yaratıcısı değil mi? O halde gerçek olan dünya, Tanrı’nın yaşadığı dünyadır. Biz de onun oyuncak evindeyiz. Hem Tanrı’yı kim yarattı? Bu sonsuza kadar uzayıp gitmiyor mu? Burası da bir anlamda oyuncak bir ev.

Bunun nedeni; duygusal olmaları mı, yoksa kader denilen şeyin insanın yakasını bırakmaması mı? Zayıf olan duygularına yenilen insanlık mı, yoksa ne yaparsan yap aynı sonu yaşamaya mahkum olan bir yaşam döngüsü mü? İnsanı insan yapan duygularından arınmak, insanlığın sonunu da değiştirebilir mi? Duygular varlığıyla insanları güçlü mü yapıyor, yoksa sadece zihni bulandıran düşüncelerden ibaret mi?

1899 içimizdeki kırıklara ayna tutan bir dizi. Yapışmaya veya yapı(la)ştırmaya davet eden belki de hapseden bir manifesto.

Hush! Girls Don't Scream


Şşşş kızlar çığlık atmaz !

Yönetmen: Pouran Derakhshandeh
Senaryo: Pouran Derakhshandeh
Yapımcı: Pouran Derakhshandeh
Yapım Yılı: 2013
Yapım Yeri: İran

"Ben hiç birşeyi savunmak istemiyorum.Neyi savunayım yürüyen bir cesedi mi? Ben öldüm, 8 yaşındayken öldüm.Ama hiç kimse katilimi aramadı."  repliği aslında filmin özeti..

Bir kadının kapalı toplumlarda ki çığlığının atılma(ma)sı gerektiği üzerine inşa değil dikte edilen yaşan(ma)mışlığa şahitlik ediyoruz. Bu bir yerde kadının değil coğrafyanın tacize uğradığının ifşası. Veya sosyolojisinin iflası. Hüsn-ü zan zaviyesinden ise itirafı. 

Katli vacip(!) olan bedenlerin dilce konuşamamsı. Konuşlanamaması dünyanın en kadim yerlerinde ! Bu film yaraya parmak pasıyor merhem değil. Derman olur mu bilinmez lakin beynelmilel bir mektup. Okumasını bilene..